
Fasyoskapulohumeral Musküler Distrofi (FSHD): Klinik Görünüm, Yönetim ve Optik Genom Haritalama Temelli Tanı Yaklaşımı
Kas
hastalıkları spektrumunda yer alan kalıtsal distrofi tipleri, kas dokusunun
ilerleyici zayıflaması ve kaybı ile seyreden ciddi klinik tablolar ortaya
koyar. Bu grup içerisinde yer alan Fasyoskapulohumeral
Musküler Distrofi (FSHD), karakteristik kas tutulum deseni, genetik
nedenleri ve tanısal zorlukları ile öne çıkan nadir ancak önemli bir
hastalıktır. Bu yazıda FSHD hastalığı klinik yönleriyle ayrıntılı biçimde ele
alınmakta ve çağdaş tanı teknolojilerinden biri olan optik genom haritalama (OGM) yöntemiyle kurduğu güçlü ilişki
değerlendirilmektedir.
FSHD Nedir?
FSHD, yüz,
omuz ve üst kol kaslarının simetrik veya asimetrik şekilde zayıflamasıyla
karakterize edilen, otozomal dominant kalıtımlı bir nöromüsküler hastalıktır.
Zamanla alt ekstremite, abdominal ve gövde kaslarını da etkileyebilir. Erken
evrede yüz mimiklerinin silinmesi, omuzların düşük görünmesi, skapular
kanatlanma (skapulanın dışa belirgin çıkması) ve üst kolda kas atrofisi gibi
bulgular tipiktir. Progresyon bireyden bireye değişkenlik gösterse de, bazı
hastalarda yürüme kaybı, skolyoz ve solunum kası tutulumu görülebilir.
Kimlerde Görülür? Genetik Temel ve
Kalıtım
FSHD, her
iki cinsiyette de görülmekle birlikte penetransı değişkendir. Vakaların çoğu
aile öyküsü taşır; ancak %10-30 civarında de novo mutasyonlarla
oluşabilir. Otozomal dominant geçiş gösterdiğinden, hastalığı taşıyan bir
ebeveynin her çocuğuna hastalığı aktarma riski %50'dir.
Hastalığın
genetik temeli, FSHD1 ve FSHD2 olarak ikiye ayrılır:
- FSHD1: 4. kromozomun 4q35
bölgesindeki D4Z4 tekrar dizilerinde meydana gelen patolojik kısalmalarla
ilişkilidir. Normalde 11–100 tekrar içeren bu bölge, FSHD1 hastalarında
1–10 tekrar içerir. Bu tekrar kaybı, normalde susturulmuş olan DUX4
geninin ektopik şekilde aktifleşmesine neden olur.
- FSHD2: Normal D4Z4 tekrar sayısına
sahip bireylerde, SMCHD1 gibi epigenetik regülatörlerdeki
bozukluklar nedeniyle DUX4 gen ekspresyonunun artması sonucu oluşur.
Her iki durumda da DUX4 proteininin iskelet kası hücrelerinde toksik etkileri mevcuttur.
Klinik Bulgular ve Tanı Süreci
FSHD
genellikle 10–30 yaş aralığında klinik belirti vermeye başlar. Erken bulgular
şunlardır:
- Yüzde zayıf mimikler,
gülümsemede zorluk
- Skapular stabilite kaybı ve
skapula çıkıntısı
- Kol kaldırmada güçlük (omuz
abduksiyon kısıtlılığı)
- Trunkal (gövde) ve abdominal
kas zayıflığı
- Aşırı yorulma ve yürümede
zorlanma
- Bazı bireylerde işitme kaybı ve
retinal damar anomalileri
Ayırıcı tanı açısından limb-girdle distrofi, miyotonik distrofi ve konjenital miyopatilerle karışabileceğinden doğru tanı kritik önemdedir.
FSHD Tanısı Nasıl Konur?
FSHD tanısı
klinik bulgulara dayanarak şüphelenilir ancak genetik testler tanının
kesinleşmesinde zorunludur. Geleneksel tanı yöntemleri şunlardır:
- Southern blot analizi: D4Z4 tekrarlarının uzunluğunu
ölçmede kullanılan klasik ancak zahmetli bir yöntemdir.
- PCR tabanlı testler: Bazı durumlarda yetersiz
kalır çünkü D4Z4 tekrarları çok uzun ve GC açısından zengindir.
- Array CGH ve kısa okuma
sekanslama: Bu
teknikler D4Z4 bölgesinin yapısal analizinde yetersizdir.
Bu yöntemlerin sınırlılıkları, daha ileri bir teknolojik yaklaşıma olan ihtiyacı ortaya koymuştur: Optik Genom Haritalama (OGM).
Optik Genom Haritalama (OGM) ile
Tanı Yaklaşımı
OGM, ultra
uzun DNA moleküllerinin floresan ile işaretlenip nano-kanallarda hizalanması ve
görüntülenmesi prensibine dayanır. Bu sayede tekrar bölgelerinin fiziksel
uzunluğu doğrudan ölçülebilir. FSHD tanısında optik genom haritalamanın
katkıları:
- D4Z4 tekrar sayısının doğrudan
ve doğru ölçümü: OGM,
Southern blot’tan daha hızlı ve kesin veri sağlar.
- 4qA/4qB haplotip ayrımı: Sadece DUX4 ifadesine izin
veren 4qA haplotipinin tespiti mümkündür.
- Yapısal varyantların saptanması: Diğer kromozomal
anormallikler de tespit edilebilir.
- Epigenetik katkılı FSHD2
durumlarında destekleyici bilgi: OGM yapısal değişiklikleri ortaya koyarken,
gerektiğinde ek epigenetik analizlerle tanı netleştirilir.
Bu yöntem, hem klasik tanı yöntemlerinden daha az invazivdir hem de laboratuvar standardizasyonuna uygundur. Bu sayede tanıda zaman kaybı azalır, yanlış negatiflik oranı düşer.
Tedavi ve Yönetim
Ne yazık ki
FSHD'nin henüz kür sağlayan bir tedavisi yoktur. Ancak semptomatik ve
destekleyici yaklaşımlar hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde artırır:
- Fizyoterapi ve ortopedik destekler:
Kas gücünü korumaya ve postürü düzeltmeye yardımcı olur.
- Solunum desteği: İleri evrede solunum kası
tutulumu olan hastalarda gereklidir.
- Görme ve işitme
değerlendirmeleri: FSHD’ye eşlik eden bazı sistemik bulgular
açısından düzenli takip önerilir.
- Genetik danışmanlık: Hem bireyin hastalık yönetimi
hem de aile planlaması açısından önemlidir.
Sonuç
FSHD,
fenotipik değişkenliği ve genetik kompleksitesi nedeniyle tanısı zor bir kas
hastalığıdır. Erken ve doğru tanı, hastalık yönetimi ve prognoz açısından
kritik öneme sahiptir. Bu noktada, optik genom haritalama teknolojisi,
özellikle D4Z4 tekrar analizi ve 4qA haplotip belirlenmesinde yüksek doğruluk
sağlayarak klasik yöntemlerin ötesine geçmektedir. Bu yeni nesil tanı yaklaşımı
sayesinde hem FSHD’nin alt tipleri ayırt edilebilmekte hem de benzer kas
hastalıkları ile karıştırılma riski azaltılmaktadır.