
Nadir Bir Metabolik Bozukluk: Alkaptonüri Hastalığı ve Genetik Temeli
Alkaptonüri, insan vücudundaki tirozin
metabolizmasında görevli bir enzimin eksikliğinden kaynaklanan, nadir görülen
bir genetik metabolik hastalıktır. İdrarda biriken kimyasal maddenin
oksidasyona uğraması sonucu oluşan siyah renkli idrar, hastalığın en
dikkat çekici belirtisidir. Ancak hastalık sadece bu gözle görülebilir
belirtiyle sınırlı kalmaz; zamanla iskelet sistemi ve iç organları etkileyen
ilerleyici bir tabloya dönüşebilir.
Hastalığın Moleküler Temeli: HGD
Geni ve Enzim Eksikliği
Alkaptonüri,
HGD (homogentizat 1,2-dioksijenaz) genindeki mutasyonlar sonucu ortaya
çıkar. Bu gen, karaciğerde bulunan ve homogentisik asidi (HGA)
parçalayan enzimin sentezinden sorumludur. Enzim eksikliğinde HGA metabolize
edilemez ve vücutta birikmeye başlar.
Bu birikim
öncelikle idrarla atılır ve
idrar, havayla temas ettiğinde oksitlenerek koyu kahverengi ya da siyah renk alır. Daha ileri evrelerde HGA,
dokularda (özellikle bağ dokusu, kıkırdak ve kemik) birikir ve pigment birikimi (okronozis) adı
verilen duruma yol açar.
Belirtiler Yaşla İlerleyen Bir
Şekilde Ortaya Çıkar
Alkaptonüri
sıklıkla çocukluk çağında
idrarda renk değişimiyle kendini gösterse de, hastalığın sistemik etkileri
genellikle 30’lu yaşlardan sonra
belirginleşir.
Yaygın bulgular şunlardır:
- Sabah ilk idrarda gözle görülür
renk koyulaşması
- Kulak kıkırdağı, sklera (göz
beyazı) ve ciltte pigment birikimi
- Bel, kalça ve diz gibi büyük
eklemlerde erken yaşta osteoartrit
- Disk dejenerasyonu, omurga sertliği ve hareket
kısıtlılığı
- Kalp kapaklarında kalsifikasyon
ve kapak hastalıkları
- Böbrek ve prostat taşları
Tanı Süreci: Kimyasal, Moleküler ve
Radyolojik İncelemeler
Alkaptonüri
tanısı, klasik idrar testleriyle başlayabilir; ancak kesin tanı için daha ileri
laboratuvar ve genetik analizler gereklidir:
- İdrarda homogentisik asit
düzeyi
(yüksek bulunur)
- GC-MS ile organik asit profili
analizi
- DNA sekanslaması ile HGD gen mutasyonlarının
tespiti
- Röntgen/MRI: Disk aralıklarında daralma,
dejeneratif değişiklikler
Tanı
koyulduktan sonra hastaların sistemik takipleri planlanmalı, iskelet sistemi ve
kardiyovasküler sistem düzenli aralıklarla izlenmelidir.
Kalıtım Paterni ve Taşıyıcılık
Alkaptonüri,
otozomal resesif geçiş gösterir.
Yani hastalığın ortaya çıkabilmesi için bireyin her iki ebeveynden de bozuk
geni alması gerekir. Taşıyıcı bireylerde semptom görülmez; ancak iki taşıyıcı
ebeveynin çocuk sahibi olması durumunda:
- %25 ihtimalle hasta birey,
- %50 ihtimalle taşıyıcı birey,
- %25 ihtimalle sağlıklı birey
doğar.
Bu nedenle, taşıyıcılık
taraması ve genetik danışmanlık, özellikle riskli gruplarda önem arz
eder.
Tedavi Seçenekleri ve Güncel
Yaklaşımlar
Alkaptonüri
için şu an tam anlamıyla kür sağlayan
bir tedavi yoktur, ancak çeşitli semptomatik ve deneysel tedavi
yöntemleri mevcuttur:
Farmakolojik Yaklaşımlar:
- Nitisinone (NTBC): Homogentisik asit oluşumunu
azaltarak vücuttaki birikimi sınırlar. FDA onaylı olmamakla birlikte
klinik çalışmalarda umut verici sonuçlar elde edilmiştir.
- Antioksidan takviyeler: C vitamini gibi maddeler HGA
oksidasyonunu yavaşlatabilir (etkisi sınırlı).
- Ağrı kesiciler ve
anti-inflamatuvar ilaçlar: Eklem ağrılarının kontrolünde kullanılır.
Cerrahi Müdahaleler:
- Kalça veya diz gibi büyük
eklemler için protez cerrahisi
- Kardiyovasküler sistem
etkilenmişse kalp kapak cerrahileri
Diyet Tedavisi:
- Tirozin ve fenilalanin içeriği
düşük diyetler önerilse de etkisi sınırlıdır.
- Protein alımı kontrollü bir
şekilde düzenlenmelidir.
Uzun Dönem İzlemde Dikkat Edilmesi
Gerekenler
Hastalığın
ilerleyici doğası nedeniyle multidisipliner
takip çok önemlidir. Ortopedi, kardiyoloji, nefroloji ve genetik
birimlerinin birlikte çalışması gerekir. Tedavideki temel amaç, HGA birikimini
azaltmak ve komplikasyonların oluşumunu geciktirmektir.
Epidemiyoloji ve Toplumda Görülme
Sıklığı
Alkaptonüri,
dünya genelinde her 250.000 ila
1.000.000 kişide bir görülen oldukça nadir bir hastalıktır. Ancak bazı
toplumlarda akraba evliliklerinin yaygın olması nedeniyle görülme sıklığı
artabilir. Bu açıdan toplum temelli
genetik taramalar önem taşır.
Sonuç ve Öneriler