
Sessizliğin Genetik Yankısı: Angelman Sendromuna Yakından Bakış
Angelman
Sendromu, genetik kökenli, nadir bir nörogelişimsel bozukluk olup; bilişsel
gerilik, konuşma yetersizliği, koordinasyon bozuklukları ve tipik davranışsal
özelliklerle tanımlanır. Bu sendrom, yaklaşık her 12.000 ila 20.000 doğumda bir
görülür ve genellikle erken çocukluk döneminde belirtiler vermeye başlar.
Hastalığın
klinik görünümüne eşlik eden karakteristik neşe hali ve sık gülme eğilimi,
tanıyı düşündüren önemli davranışsal ipuçları arasında yer alır. Ancak altta
yatan genetik mekanizma, yüzeydeki semptomlardan çok daha karmaşıktır.
Genetik Sessizlik ve UBE3A'nın Rolü
Angelman
Sendromu, çoğunlukla 15. kromozomun
anneden gelen kopyasındaki UBE3A geninin işlevsiz olması sonucu ortaya
çıkar. Normalde bu gen beyin hücrelerinde yalnızca anneden miras alınan kopya
aracılığıyla ifade edilir. Bu genin:
- Silinmiş olması (%65-75),
- Nokta mutasyonları taşıması (%10),
- İki kromozomun da babadan
gelmesi (paternal uniparental disomi) (%3-5),
- Genetik damgalama (imprinting)
hatası
(%3-5),
gibi
nedenlerle görevini yerine getirememesi durumunda Angelman Sendromu meydana
gelir. UBE3A, özellikle sinir hücrelerinde proteazom yoluyla protein yıkımında
görevli E3 ubiquitin ligaz enzimini kodlar. Bu enzimin eksikliği, sinaptik
gelişimi ve nöronal plastisiteyi bozar.
Klinik Bulgular: Davranıştan
Elektrofizyolojiye
Angelman
Sendromlu bireylerde yaygın olarak aşağıdaki klinik bulgular gözlemlenir:
- Ciddi konuşma yetersizliği (çoğu birey birkaç kelimeyle
sınırlıdır),
- Motor koordinasyon bozukluğu ve
dengesizlik
(ataxia),
- Yüz mimikleriyle belirgin
mutluluk hali,
sürekli gülümseme,
- Kısa dikkat süresi ve
hiperaktivite eğilimi,
- Epileptik nöbetler, sıklıkla atipik EEG
bulgularıyla birlikte,
- Mikrosefali (bazı olgularda),
- Duyusal uyarılara aşırı tepki.
Bu
belirtiler, özellikle ilk 1-2 yaş içinde gelişimsel gerilik şeklinde fark
edilir. Tanı süreci çoğu zaman genetik testlerle kesinleşir.
Tanı Yöntemleri: Moleküler Düzeyde
Doğrulama
Tanı
konulabilmesi için öncelikle klinik gözlem gereklidir; ardından tanı, moleküler
genetik analizlerle desteklenir:
- DNA metilasyon testleri,
- FISH (floresan in situ
hibridizasyon),
- MLPA (Multiplex
Ligation-dependent Probe Amplification),
- DNA dizileme analizleri (UBE3A mutasyon taraması).
Bu testler,
sadece tanı koymakla kalmaz; aynı zamanda sendromun nedenine göre aileye
genetik danışmanlık verilmesini de mümkün kılar.
Tedavi Yaklaşımları ve Güncel
Araştırmalar
Angelman
Sendromu’nun küratif (tam iyileştirici) bir tedavisi yoktur. Ancak yaşam
kalitesini artırmaya yönelik multidisipliner destek programları
uygulanmaktadır:
- Nörolojik destek: Epilepsi kontrolü için
antikonvülzanlar,
- Fizyoterapi ve ergoterapi: Motor koordinasyonun
artırılması için,
- Dil terapisi: Alternatif iletişim
yöntemlerinin geliştirilmesi (örneğin, tablet destekli AAC cihazları),
- Davranış terapileri: Dikkat ve uyku problemleri
için düzenli takip.
Son
yıllarda, özellikle gen susturulmasının geri çevrilmesi ve UBE3A
aktivasyonunun artırılması üzerine yapılan preklinik çalışmalar (örn.
antisens oligonükleotid tedavileri) ileri aşamalardadır. Bu yaklaşım, sendromun
semptomlarını geri döndürmeye yönelik umut vaat etmektedir.
Toplum ve Aile Açısından Etkileri
Angelman
Sendromu yalnızca bireyin değil, ailesinin de yaşamını köklü biçimde etkiler.
Bu nedenle psikososyal destek, aile eğitimi ve toplumsal farkındalık
oluşturulması, tıbbi tedavi kadar önemlidir. Erken tanı ve yapılandırılmış
destek programları ile bireylerin bağımsızlık düzeyi artırılabilir.
Sonuç: Genetik Bir Denge Bozukluğu
ve Bilimin Arayışı